Home / Yozgat İlimiz / Yozgat Türküleri ve Hikayeleri

Yozgat Türküleri ve Hikayeleri

AYNALI KÖRÜK

Sonrada görme bir ailenin çocuğu olan Rasim, Doktorluk eğitimini Fransa’da tamamladıktan sonra İstanbul’a atanır. Göreve başlamadan önce Yozgat’a ailesinin yanına gelir. Anne ve babası yanlarına Ayşe adlı bir hizmetçi almışlardır. Hizmetçiye kötü muamele ettikleri için baba ve annesiyle tartışır.

Dr. Rasim, her zaman hitmetçi Ayşe’nin haklarını savunacağına söz verir. Rasim dediklerini yapar. Ayşe’yi ev halkı gibi görür. Onu birkaç defa ablası Suna ile İstanbul’a davet eder. Suna, armudun sapı, üzümün çöpünü bahane etmiş ve evlenmesi gecikmiş biridir. Rasim, kendisi gibi doktor bir kızla evlenir. Çoluğa ve çocuğa karışır. Çocuklarına Ayşe’nin bakmasına dayanamaz. Ayşe’yi toplantılarda kardeşi olarak tanıtır.

Oğlanın adı ömer
Belimi sıktı kemer
Benim ince belime
Yakışır gümüş kemer

Aynalı körük olmazsa
Ben gelin gitmem
Ud-kemani çalmazsa
Aynalı körüğe de binmem

Gel dağları aşalım
Hilalde buluşalım
Girelim biz kolkola
Çamlıkta dolaşalım

Aynalı körük olmazsa
Ben gelin gitmem
Ud-kemani çalmazsa
Aynalı körüğe de binmem

CELAL OĞLAN TÜRKÜSÜ

          Celal Oğlanın hangi köyden olduğu bilinmemektedir. Celal asker dönüşü aynı köyden Elif adlı bir kız ile nişanlanır. Kızın babası başlık parasını çok ister. Celal Oğlan üç sene gurbete gider. Başlık parasını tamamlar, köyüne döner, düğün bayrağını kaldırır ancak Elif’te başkalarının da gözü vardır. Fakat Elif, Celal Oğlanı sevmektedir. Elifin çeyizi yazılırken Celal oğlan düşmanları tarafından vurularak öldürülür. Alı yeşili ortada kalan Elif, elinde kınası ve başının duvağı ile başlar Celal oğlan türküsünü söylemeye. Elif, Celal oğlanın sevgisine hürmeten ömrünün sonuna kadar bir daha evlenmez.
Aşağıdan guş geliyo

Sesi bana hoş geliyo

Celal’i götüren motor

Geri dönmüş boş geliyo

 

Celal oy, oy eşim oy oy !

Kesillecce başım oy oy

 

Evimizin önü yonca

Yonca gahmış dam boyunca

Bu yoncayı kim biçecek

Celal oğlan olmayınca

Celal oy, oy eşim oy oy !

Kesillecce başım oy oy

 

Evlerinin önü iğde

İğdenin dalları yerde

Düğünümüz başlayacak

Celal oğlan acep nerde

 

Celal oy, oy eşim oy oy !

Kesillecce başım oy oy

 

Aşşadan gelir deve

Gevişini geve geve

Sanki bende gelin m’oldum

Celalgilin böyük eve

 

Celal oy, oy eşim oy oy !

Kesillecce başım oy oy

 

İpek mendil dane dane

Yudular serdiler güne

Ana Celal’im vurdular

Başucunda döne döne

 

Celal oy, oy eşim oy oy !

Kesillecce başım oy oy

 

Evimizin önü arpaGırat gelir gırpa gırpa

Celal oğlan can veriyo

Ganadını çırpa çırpa

 

Celal oy, oy eşim oy oy !

Kesillecce başım oy oy

 

Evlerinin önü mezar

Celal oğlan ganda yüzer

Furdular mavizernen

Düşmanlar meydanda gezer

 

Celal oy, oy eşim oy oy !

Kesillecce başım oy oy

 

Babam Gayseri’den geldi

Evimize tufan doldu

Al cehizim yazılırken

Duyuldu ki Celal öldü

 

Celal oy, oy eşim oy oy !

Kesillecce başım oy oy

 

İğde büyük dal atıyo

Celal mezerde yatıyo

Ne yatıyon Celal oğlan

Nişanlını el satıyo

 

Celal oy, oy eşim oy oy !

Kesillecce başım oy oy

 

Yedi geyim çorap ördüm

Yedi gaynım geysin deyi

Sandıh açtım, poşu seçtim

Celal güva girsin deyi

 

Celal oy, oy eşim oy oy !

Kesillecce başım oy oy

HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI

Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç as­kerde vereme yakalanır, hava değişimi alarak Yozgat’a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün aile­si, hasta gence kızlarını göstermek istemez.Genç, tedavi için İstanbul’da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı il­hamla aşağıdaki türküyü söyler. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat’a getiremez, İstan­bul’da kalır.

Hastane önünde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Baş tabib geliyo zehirden acı

Garip kaldım yüreğime dert oldu

Ellerin vatanı bana yurt oldu

Mezarımı kazın bayıra düze
Yönümü çevirin sıladan yüze
Benden selam söyleyin sevdiğim gıza,

Başına koysun karalar bağlasın
Gurbet elde kaldım diye ağlasın

SÜRMELİ TÜRKÜLERİNİN HİKAYELERİ

Zodik tavrı, Efülliye Tavrı, İftariye tavrı, Pezik ağzı, Zeybek düzeni belli başlılarıdır. Sürmeli bu değişik ağızlarda söylenebilir. Sürmelinin tamamı 96 mısradır.
Zodik Tavrı: Seydiyarlı Ali Çavuşun bacısı Fadime Hatun’un takma adıdır. Zodik neşeli oyun oyna¬mayı seven, yerinde duramayan hoş sohbet oluşundan bu adı almıştır. Zodik (Fadime Hatun) tef çalar ve çok güzel sesi vardır.
Efülliye Tavrı (Habibe Ağzı): Efilliye Hatun, boylu boslu güzel sesli ve dalgalı yürüyüşüyle anılır. Tef çalar, açık yürekli ve mert bir hatundur. Zodik Hatun’dan evvel öldüğü bilinir. Muzaffer SARISÖZEN Habibe Dereli’den derleyip Yozgat Sürmelisini Radyo arşivine almıştır. (1945)
İftariye Tavrı (Nida Ağzı): İftariye Hatun, Ke¬mal İsmail Ağa’nın anneannesidir. Nida Tüfekçi bu tavrı bazı eklemelerle Radyo Repertuvarına almıştır.
Pezik Ağzı: Tefçi Sabri Ağanın anası, Tilki Emine’nin ağzı ile okunan bir çeşittir. Radyo arşivinde vardır.
Zeybek Düzeni Sürmeli (Kesik Ağzı): Bu tavırlı sürmeli, çok eski tarihli taş plağa Hadiye Hanım tarafından okunmuştur.
Yıllar yılı yüreklerdeki ezgiydi bu türküler Anadolu ‘da. Sürmeliler diyarı deyince akla Yoz¬gat gelir. Yiğitlerin atlarıyla şahlandığı diyar Yozgat. Yıllar yılı ölümsüz aşkları, kara sevdaları doğurdu bağrında Yozgat. Öylesine kara sevdalar ki türkülere, manilere konu oldu. Kimi zaman anaya isyan olmuş sürmeli; “Zodik” olmuş; anaya feryat olmuş:
“Yozgat seni delik delik delerim
Galbur alır toprağını elerim
Eğer anam beni sana vermezse
Koyun olur arkan sıra melerim”
Bazen ayrılık olmuş sevgili bağrında “Efülliye” olmuş, ..sevgilinin gözünde yaş olmuş:
“Sarı çiçeğim mor menevşe zamanı
Çaldır dağlar başındaki dumanı
Gine geldi ayrılık zamanı
Ya ben ağlamayayım kimler ağlasın”
Kimi zaman korku olmuş,”Acaba bu son gün mü ” diye yürekte ateş olmuş yakmış ve “iftariye (Nida ağzı) olmuş:
Sabahınan esen seher yeli mi?
Benim gönlüm divane mi deli mi?
Durup durup yar gögsünü geçirir
Yoksa bugün ayrılığın günü mü? “
Sürmelide öyküleşip Sürmeli Bey çok sevdiği kızla geçen anılarını “Pezik ağzıyla” anlatmış:

Dersini almış da ediyor ezber
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
Bu dert beni iflah etmez deleyler
Benim dert çekmeye dermanım mı var?”
Dedik ya; sevgi sevgi sürmeliler doğmuş.. Sevgililer birbirlerine “Sürmeli” diye hitap eder olmuşlar. Peki, bu sevgi sözü”Sürmeli ” nereden doğmuş. Bunun bir çok rivayeti vardır da biz iki¬sini aktaralım:
SÜRMELİ BEYİN ÖYKÜSÜ
Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok yaylasının yeşillik, etrafı ormanla çevrili içinde bin bir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahaya kurulurken; Yozgat’ın halkı o zaman yarı göçebe ve sürülerini besleyerek hayvancılıkla uğraşır hayatlarını bu yoldan sağlarlardı.
Bozok yaylasında otlayan bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen yanık sesli bu halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgatla, Akdağmadeni’ne kadar uzanan ormanların içinde sürücünün peşinde dolaşırdı. Bazen bir çamın dibine yaslanır sazının tellerini konuşturur, bazen bir derenin kenarında kavalını çalar, aşık olduğu gönlünün sultanını düşünürdü.
O sultan ki güzelliği Bozok yaylasına yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ay yüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen Beyi idi ve çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey ailesini salarak babasından sevdiğini istetir, mağrur adam kızını bir çobana vermeye yanaşmaz. Araya beyler, ağalar girer ama boşuna, bir türlü gönlü olmaz kızın babasının. Ve iki sevgili birleşemezler.
Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey alır sazını eline Beş çamlar mevkiinde kendine bir dergah kurar, aşkını yanık türküleri ile dağlara, ağaçlara anlatır, küser otağına, obasına ve Akdağlara kadar uzanan çamların arasında onu bir daha gören olmaz. Dertli kavalına üflediği, içli sazına söylettiği nağmeler kalır geriye. O gün bugündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey türküleri.
SÜRMELİ KIZLARIN ÖYKÜSÜ
Yozgat sürmelilerinin ortaya çıkışı 19 yy. sonlarından İkinci Cihan Savaşı’nın sona erdiği dönemdir. Hepsi 96 beyittir.
Sürmeli, güzel gözlü sevgiliye bir hitaptır. Es¬kiden genç kızlar dışarı çıkarken gözlerine sürme çekerlerdi ve gözleri daha alımlı olurdu. Bol fera¬celerinin içinde sadece gözleri görünürdü kızların.
Yozgat Sürmelileri yaşanmış bir öykünün getirdiği bir sevda, hatta bir kara sevda türküsüdür. Zira o yıllarda Yozgat kapalı bir toplum yapı¬sına sahipti. Kadınlar erkeklere görünmez sıkı örtünürler veya aile büyüklerinden seslerini sakınırlardı. Böyle bir ortamda genç erkekler ve kızların birbirlerini görmeleri çok zordu. Düğünde, bayramda, hıdırellezde belki. Bu bir anlık sürmeli gözlere bakış, yüreklerde büyük aşklara, kara sevdalara başlangıç olur, kor düşen yürekler sessiz sessiz yanar, ateşini genişletir ve bir gün bir alev gibi o delikanlının ağzından Sürmelinin söz¬leri olarak dökülür. Dökülen sözlerde acı vardır, hasret vardır, gurbet vardır. Sürmelileri dinlerken bu kadar duygulanmamızın sebebi, bu sürmeli öykülerinde yakaladığımız duyguların kendimizde de bir yeri, bir acısının olmasındandır. Kısaca kendi aşklarımızı, hasretimizi, sevdamızı buluruz Yozgat Sürmelilerinde.
SÜRMELİ
Of of…
Altın kaleminen aman yazı yazarım
Aslım Yozgatlıdır gurbet gezerim
Yedi yol üstüne kazın mezarım
Yar gelip geçtikçe gönlüm şen ola
Aman aman sürmelim aman
Of of..
Yarim beni has narınan haslamış
Sarı saçlarını gül suyuyla ıslamış
Anam beni gurbet için beslemiş
Onun için arzularım sılamı
Aman aman sürmelim aman
Of of…
Göklere çekilir anam aşığın zarı
Gidersem sevmezsin vefasız yari
Tövbeler ismini anmam bir dahi
Bozulmuş bağlara döndük biz gayri
Aman aman sürmelim aman
Of of…
Yozgat seni delik delik delerim
Kalbur alır toprağını elerim
Eğer yarim sen buradan gidersen
Koyun olur ardın sıra melerim
Yedi kaleminen yazı yazarım
Aslım Yozgatlıdır gurbet gezerim
Çatağın Boğazına kazın mezarım
Yar gelip geçtikçe şen olur gönlüm
Yozgat’ı sel aldı soğluğu duman
Sıtkınan seviyom vallahi inan
Eller yarini aldığın zaman
Ellerim koynumda kalır bir zaman
Yozgat’ın yolları bükülür gider
Siyah saç ardına dökülür gider
Bir yiğitte sevdiğini almazsa
Mahşerece beli bükülür gider
Çamlığın ardında kar dizi dizi
Ayrıldım yarimden gözleri yaşlı
Bir yüzük yaptırdım cefahir taşlı
Takın parmağına yadigâr olsun
Bülbülü suladım altın tasman
Çok günler geçirdim kara yasman
Ben seni sevmiştim bir havasınan
Havasım koynumda kaldı ağlarım
Sarı çiğdem mor menekşe zamanı
Kaldır dağlar başındaki dumanı
Yine geldi ayrılığın zamanı
Ya ben ağlamayım kimler ağlasın.

MUSA TÜRKÜSÜNÜN HİKÂYESİ

Olay, Yozgat ili, Sorgun ilçesi Dikir Boğazı’nın bir köyünde geçer. Köyün çevresi bağlık-bostanlık, toprakları verimli, hayvanları doğurgan, insanları cömerttir. Devlet toprakları verimli, insanları çalışkan olan böyle bir köye bir kooperatif yaptırıp başına da bir memur gönderir.
Kooperatifin açılışı ile köye bir canlılık gelir. Köyün kadınları, kızları gömleği ütülü ve kolalı kıravatlı birini ilk defa görür. Katibi çok beğenirler, kâtip, eli yüzü düzgün, yakışıklı birisidir. Üstelik de bekârdır. O dönemlerde devlet memurluğu itibarlıdır. Genç kızların hayali bir devlet memuru ile evlenmektir. Kâtip hanımı olmak da kolay değildir, aynı zamanda herkesin ulaşacağı bir makam da hiç değildir Kâtip hanımı olmak için güzellik olacak, akıl olacak, hepsinden önemlisi de talih olacak. Kâtip hanımı olunca bağ bahçe işi olmayacak, elbise temiz olacak, üst baş tezek kokmayacak. Elleri nasır bağlamayacak. Evi on dört numara gaz lambası aydınlatacak. Herkes ona imrenecek, üstelik isminin yanına hanım sıfatı gelecek. Ayşe Hanım, Elif Hanım….gibi.
Kâtip Musa devlete sırtını dayamış, maaşı, parası pulu olan birisidir. Köyün gençleri de onu kıskanır. Musa’nın daireye geliş ve gidişleri bir merasimmiş. Köyün bütün kızları kapı aralarından onu seyreder, onu görebilmek için çeşme başında biraz daha fazla beklermiş. Köyün ağasının da Şefika adında güzel mi güzel, yeni yetişip gelen bir kızı varmış. Köylü ona Şavga dermiş. Şavga, ağa kızı olduğundan biraz da güzel olduğu için Musa’yı fazla önemsemez, onun da köyün öteki gençleri gibi olduğunu düşünürmüş.
Şavga, bir gün helkelerini alıp çeşmeye su doldurmaya gitmiş. Helkelerini doldurup gelirken aniden Musa ile karşı karşıya gelmiş. Bir an bakışları karşılaşmış, Şavga, biraz şaşırmış, eli ayağı titremiş, yüreğine ılık ılık bir şeylerin aktığını hissetmiş. Utancından yüzü kızarmış. Onların birbirlerine âşık olduğuna kuşlar şahit olmuş.
Şavga ile karşılaşmasından sonra Musa’nın gözüne uyku girmemiş Nereye gitse, ne yapsa hep aklında Şavga varmış. Hep onu düşünür, hep onun hayali ile yatar kalkar olmuş. İçinden hep Şavga’nın evinin çevresinde dolaşmak geçiyormuş. Acılı günler birbirini kovalamış. Aşklarını açıklayacak yer ve zaman bulamamışlar. Bir gün ay ışığının olmadığı zamanda dam ardında buluşmuşlar. Aşklarının yüceliğinden söz etmişler birbirlerine. Birbirlerine söz verip yemin etmişler. Zamanla bu aşkı taşıyamaz olmuşlar. Kulaktan kulağa bu aşk duyulmaya başlamış. Musa köyün ileri gelenlerini Şavga’ya dünür göndermiş. Belki de en uygun olanını yapmış. Ama Şavga’nın babası böyle düşünmüyormuş. Kızını kendisi gibi zengin birine vermek gücüne güç katmak istiyormuş. Gelen dünürcüleri geri çevirmiş. Musa, bıkmadan usanmadan dünür göndermeye devam etmiş. Tüm aracılar Şavga’nın babasını yola getirememiş. Sonunda benim gurbete verecek kızıp yok diyerek kestirip atmış. Ağa, önceleri sevdiği Musa’dan nefret etmeye başlamış. Musa’nın sülâlesi ve arkası yokmuş. Gurbet ellerinde tek başına imiş. Ağa, Musa bana göre damat değil diye düşünürmüş. Ağa, Musa’nın tayinini başka yere yaptırmak için uğraşmış, çünkü kendi itibarının sarsıldığını sanıyormuş. Sonunda Musa’nın tayinini yaptırmış.
Şavga, Musa’nın köyden temelli gideceğini duyunca yıkılmış, dünyası kararmış. Şavga, annesine, babasını razı ettirmek için yalvarmış. Hatta kendini eğer bu iş olmazsa öldüreceğini söylemiş.
Hatta evlerinin avlusuna oturup günlerce yalvarmış Tanrı’ya kavuşmaları için. Şavga’nın bu haline komşuları çok üzülmüş. Çünkü aşkın böylesine ilk defa şahit olmuşlar. Şavga’nın ağzından dökülen mısralar okuma yazma bilenler tarafından not edilmiş. Musa, arkasından söylenen şiirleri, ağıtları duymuş. Ama bu ağıtlar ve türküler, Dikir Boğazı’na sığmamış, nağme olup dillerden dökülmüş. Bu tarihten sonra her zaman Musa’nın türküsü çalınır söylenir olmuş. Tamamının kırk dörtlük olduğu söylenen bu türkünün bazı dörtlüklerini örnek olarak aşağıya alıyoruz.
Bal koydum bal tasına
Havlunun ortasına
Şavga kekil kestirmiş
Musa’nın sevdasına
Çift güvercin uçtu mu ?
Gün avluya düştü mü ?
Kurban olduğum Musa
Gönlün benden geçti mi?
Bahçeninizde gül var mı?
Gül dibinde yol var mı?
Musa’m bize gelirse
Karyolada yer var mı?
Bahçemizde gül de var
Gül dibinde yolda var
Musa’m bize gelirse
Karyolada yer de var.
Albar’ın mezerliği
Top biter yüzelliği
Yozgat valisinde yok
Musa’nın güzelliği

YILDIZ AKŞAMDAN DOĞARSIN

Yıldız akşamdan doğarsın
Dağlara boyun eğersin
Ben gibi yar mı seversin
Doğmayaydın mavi yıldız

Yıldızlardan ürüşansın
Benim gibi perişansın
Yardan bana bir nişansın
Doğmayaydın mavi yıldız

ZİYA TÜRKÜSÜ(ÇAMLIĞIN BAŞINDA TÜTER BİR TÜTÜN)’NÜN HİKÂYESİ

“At üstünde kuşlar gibi dönen yar, gendi gedip ehbapları kalan yar” nakaratıyla söylenen Ziya Türküsü’nün hikâyesi şöyledir; Ziya yakışıklı bir delikanlıdır. Yozgat’ın Karacalar köyündendir. Aynı köyden Fikriye (kızlık soyadı Çevik) adlı kızı sever, nişanlanır. Fikriye’nin babası Karacalar Köyü imamı Ali Hoca’dır. Ali Hoca Kızıltepe Köyüne imam durur. Ziya, sık sık nişanlısını görmeye at sırtında gider, iki taraf da birbirini ol¬dukça sevmektedir. Ziya bir gün ekin sularken üşütür ve karın ağrısından şikâyet eder. Doktora gider gelir ama fayda bulamaz ve bir hafta içerisinde ölür. (Bir başka söylentiye göre; Ziya Bey yakışıklı, at düşkünü çok iyi ata binen, iyi cirit oynayan bir yiğittir, iki köy arasında oynanan ciritte attan düşer ve orada ölür.) Fikriye, nişanlısı Ziya’nın ölümü karşısında duymuş olduğu acıyı şiire döker ve Ziya Türküsü ortaya çıkar. Ağıtın tamamı 30 kıtadır. Yozgat’ta çok sevilen ve söylenen bir türküdür.
Çamlığın başında tüter bir tütün;
Acı gormiyenin yüreği bütün
Ziya’nın atını bazara dutun
Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler.
At üsdünde guşlar gibi dönen yar
Gendi gedip emsalleri yanan yar
Benim yarım yaylalarda oturur
Ak elini soğuk suya batırır
Demedim mi yârim ben sana
Çok muhabbet tez ayrılık getirir
At üsdünde guşlar gibi dönen yar
Gendi gedip emsalleri yanan yar
Ham meyveyi kopardılar dalından
Ayırdılar beni nazlı yârimden
Demedim mi nazlı yârim ben sana
Çok muhabbet tez ayrılık getirir
At üsdünde guşlar gibi dönen yar
Gendi gedip emsalleri yanan yar

DİĞER TÜRKÜLERİMİZ

YEŞIL AYNA
Yeşil ayna sokundun mu beline
Gelin gurban olam tatlı diline
Sen düşürdün beni alem diline
Benim ile mercimeği daşlıda yar
Sen sefa geldin.
Çarşıdan aldı da yeşil aynayı
Boşa çiğnemişin yalan dünyayı
Ne İzmir’i koydum ne de Konya’yı
Kendime münasip yar bulamadım
Sen sefa geldin.
YOZGAT BOZLAĞI (CANAN ELİ)
Bir selâm gönderdim canan eline
Acep bu selâmlar yetişir m’ola?
Bülbül de hasrettir gonca gülüne,
Kavuşur da bir kez ötüşür m’ola?

Ölürsem gurbette suyum kim döke?
Nazlı yârim yok ki kefenim dike…
Yârim hasretinle dert çeke çeke
Açılan yâreler bitişir m’ola?
Eser bâd-ı sabâ değer sem gibi
Hey biçâre nazi yâr da sen gibi…
Varmıdır âlemde olmuş ben gibi…
Ciğerinden yanıp tutuşur m’ola?
YOZGAT TURNASI
Hasta düştüm de gine canım
Bafra’da Yetiştir selâmım yâre turnalar
Gariplik hasretlik gurbet ellerde
Bir de bizim için ötün turnalar
Turnamın kanadı bir sarı telden
Kışlanın önünde parlar yerinde
Hatap boğazında Küre belinde
Doğru bir katere gidin turnalar.
NAFİLE TÜRKÜSÜ
Ayağına giymiş Konya mestini
O yar bizden esirgiyor gül memesini
Bize nisbet ile açmış göğsünü
Nafile nafile o da nafile
Kara gözlü bir yar sevdim o da nafile.
Evlerinin önü kaldırım kaya
Düşmüşüm sevdana ne diyon bana
Bir mektup gönderdim o nazlı yare
Rakı içtim konyak içtim o da nafile
Kara gözlü bir yar sevdim o da nafile.
                                                      AVŞAR TÜRKÜSÜ
Ay dost
Çamlığın başından Yozgat görünür
Kıratımın karnı yerde sürünür
Kargıyı çekince al kan görünür.
Hani yurdum diyen beğlerimiz nicoldu
Emmim dayım yeğenlerim nicoldu?
Ay dost
Babuna da deli gönül babuna
Koç yiğitler sığmaz oldu kabuna
Çamlığın başma çamın dibine
Yan gelipte yatan beğlerimiz nicoldu
Emmim dayım yeğenlerim nicoldu?
Ay dost
Haram oldu gardaş bu elde durmak
Kılıç kapzasında kınalı parmak
Hepimiz ölürük yurdumuz vermek
Silâh çatıp yatan beğlerimiz nicoldu
Kavim kardaş yeğenlerim nicoldu?
Ay dost
Nerde benim gardaş şahin kır atım
Sarardı gül benzim kalmadı betim
Yurdumun yuvalın gardaş kıymetin
Boz yamçılı beğlerimiz nicoldu
Bacılarım gardaşlarım nicoldu?
Ay dost
Derildiler de derildiler geldiler
Yurdumuzu yağılara verdiler
Kolumuzu dalımızdan kırdılar
Bozok’un kilidi avşar nicoldu
Anam bacım uşaklarım nicoldu?
Ay dost
Eğerlen kıratımı atlar çatlasın
Arbüz tüfenk ikiz ikiz patlasın
Batır olan cephede hendek atlasın
Hani yurdum diyen beğler nicoldu
Oğul uşak kardaşlarım nicoldu?
Ay dost
İleri varılır da geri durulmaz
Paslı piştov’unan adam vurulmaz
Kelle gitmeyince bu yurt verilmez
Hani yurdum diyen beğler nicoldu?
Emmim dayım yeğenlerim nicoldu?
Ay dost
Dolamadan tozluğumu giyenler
Yağlı yaşık ekmeğimi yiyenler
“Sen ölmede ben ölüyüm” diyenler
Hani yurdum diyen beğler nicoldu
Avul oba yuvalarım nicoldu?
Ay dost
Gavurunan bozuk gitti aramız
Düşmanlara sardırmayız yaramız
Kendi yaramızı saranlardanız
Hani yurdum diyen beğler nicoldu?
Bacı gardaş yeğenlerim nicoldu?
Ay dost
Galip gelen yağı sanki mert olur
Heves hüves yaptırdığım odalar
Korkarım ki düşman konar yurt olur
Hani yurdum diyen beğlerimiz nicoldu
Çapar ağam nere getti kayboldu?
ACEM KIZI
Silkinip de şanovaya çıkınca
Eğlen şan ovada kal
Acem Kızı Gerdan bedel bedel irengi gırmızı
Akar al yanaktan bal Acem Kızı
Seni seven yiğit neylesin malı
Yumunca gözleri döker mercanı
Burun fındık ağzı kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi bal Acem Kızı
Silkinip de şan ovaya çıkışı
Misk-i amber gül yağını döküşü
Urun urun kaş altından bakışı
Can tel ediyor bil Acem Kızı
Çıkar yükseğine kahve pişirir
İner enginine pamuk devşirir
Seni gören yiğit aklın şaşırır
Nasıl naz ediyon bil Acem Kızı.
SARI ÇİÇEK
Sarı çiçek mor menevşe zamanı
Kaldır dağlar başındaki dumanı
O yâr ile çift gezmenin zamanı
Felek kırdı kanadımı kolumu
Aşağıdan yukarıya gelen yâr
Bulamadım senin gibi güzel yâr
Birincisi beni elinden alırlar
İkincisi koyun olur melen yâr
Nazlı gelin çekilmiyor nazların
Kudretten sürmelidir gözlerin
Almış da yükünü tamam olmuşsun
Üs yanını çekemiyor dizlerin
Aşağıdan yukarıya ün olur
Senin için kavga değil kan olur
Al yanaktan bir tomurcuk gül versen
Sermayenden ne eksilir ne olur
Kuru boyamı nere asayım
Emir Hak’tan geldi kime küseyim
Kral kızı dinle bak Hüseyin
Göresim geldi ağam illeriniz.
SABİRE
Pınarın başında nöbetçi çoktur
Sıdkıyla baktım Sabirem yoktur
Kara kaş altında kirpikler çoktur
Saramazsam yüreğime dert olur
Pınarın başında yunak daşısın
Elli gizin yüz gelinin başısın
Gökte dönen tek turnanın eşisin
Alamazsam yüreğime dert olur

O güzelin merdivenden inişi
Cığısdıyor altın ile gümüşü
Evvel ikrar edip sonra dönüşü
Alamazsam yüreğime dert olur

Suya gider iki elleri kandadır
Kınalı on parmak kandadır
Ne kadar güzel olsa gönlüm sendedir
Alamazsam yüreğime dert olur.
LEYLÂM
Cevizin dibinde uykumu aldım
Yabancı Kürd’e Leylâm’ı saldım
İzini sürdüm çadırda buldum
Etme Leylâm etme kusur benimdir
Kürtoğlu oturmuş vurur kavala
Var git miskin işin avara
Senin gibileri de saldım davara
Etme Leylâm etme kusur benimdir
Çadırın önünde çatma çatarım
On iki beliği dalıdan atarım
Üç gün oldu ben Kürt ile yatarım
Var git miskin var git gözüm görmesin.

About admin

Check Also

yozgat_deyisleri

Yozgat Deyişleri

Yozgat İlimize özgü şive örneklerini burada bulabilirsiniz. Yozgat Deyişleri -A-a Aalen: Dur, eğlen, bekle Aaleşme: …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: