Home / Yerköy Haberleri / Yozgat Yerköy’de Düğün Gelenekleri – Görenekleri

Yozgat Yerköy’de Düğün Gelenekleri – Görenekleri

Aile sosyal yapının çekirdeği,Türk toplumunun  temelidir. Mutluluğun, sevmenin, dertlerin, üzüntülerin, ilk paylaşıldığı ocaktır. Semâvî dinlerin hepsinde müşterek konulardan biri neslin korumasıdır.Neslin korunması  evlilik çağına gelmiş olan gençlerimizi evlendirmekle sağlanabilir.Mutlu bir aile için çok iyi bir başlangıç gerekir. Evlenecek erkek ve kadın da dengeler çok önemlidir. İnanç, Kültür ve Düşünce Birliği çok önemli unsurlardır.Evlilikte birinci şart  evliliği duyurmaktır.Çünkü nikah ve nikaha saygıyı önemsemeyen toplumların bunun bedelini çok ağır şekilde ödediklerini ve tedavisi mümkün olmayan hatalıklarla sarsıldıklarını hepimiz görmekteyiz.

            Bunun şuurunda olan Milletimiz aile konusunda ki hassasiyetini özellikle korumaktadır.Türk kültür hayatında aile kumru çok önemlidir.Türk genci evlendiği kadını namusu olarak kabul etmiştir.

            Evlilikteki en önemli husus evlenen gençlerin düğünlerini bütün çevreye duyurmaktır.onun içinde düğünlerde  yörelere göre gelenek ve görenekler uygulanır.

Yerköy’de düğün gelenekleri şu safhalardan oluşur;

1) Kız ve oğlan görme

2) Dünür gitme

3) Şerbet içme veya nişan takma

4) Gelin görme

5) Gün alma

6) Düğün ekmeği

7) Mevlid

8) Cehiz

9) Bayrak kaldırma

10) Düğünün başlaması

11) Kına

12) Gelin çıkarma

13) Nikah

14) Gerdek

Yerköy köylerinde evlenme çağı eskiden 15-18 yaşlarında iken daha sonraları erkeklerde askerliğini yapmış olma, kızlarda ise 18 yaşını doldurma geleneği yerleşmiştir.

1-   Oğullarını evlendirmeye karar veren anne ve baba yakınlarına

duyururlar. Oğullarına ve evlerine yakışacak ahlaken güzel, soyu temiz bir kız aramaya başlarlar. Anne, hala, teyze, kız kardeşler;  nişanlarda, düğünlerde, gezmelerde oğullarına yakışacak kız aramaya başlarlar.

Kız beğenildikten sonra delikanlının görüşü sorulur.Delikanlı rıza gösterdikten sonra; annesi, baba annesi ile yaşlı akrabaları giderler.Bu gidiş ekseriya gündüzleri olur.Kız evinde hoş beşten sonra tecrübeli bir kadın gelsin bir görelim der.O arada kızı hazırlamışlardır, kız gelir ellerinden öper.Erkek tarafından tecrübeli bir kadın gelinin yüzünü öper,gayesi kızın ağzında koku  olup olmadığını anlamaktır.Kız yan odaya geçer,bu sefer kadınlardan biri su ister.Kız suyu getirir, eğilerek verir odanın ortasında su içilene kadar eli döşünde bekler.Su içildikten sonra su bardağını alarak geri geri odadan çıkar.

Kız bakmaya gidenler kızı beğenmişlerse diğer akrabaları da gidip kızı görürler ve bir akraba göndererek;

—   Kızınızı beğendik, sizlerde oğlumuzu sorun soruşturun dünür olmak istiyoruz derler.

 —   Kız tarafı bize bir hafta izin verin Allah nasip etmiş ise akraba oluruz derler. Bu arada kız ve kız evi oğlanı görür,sorup soruştururlar verilen süre dolunca olan evi tarafından kız evine sorulu

          Eğer kız evi oğlanı beğenmiş ise şu gün gelin der.Beğenmemişlerse karşı tarafı incitmemek için kızımız daha küçük veremeyeceğiz derler.

2-DÜNÜR GİTME (SÖZ KESME)

 Belirtilen günde oğlanın akrabaları,mahallenin ileri gelenleri yanların hocayı alarak akşam kız evine gidilir.Hoş beşten sonra oğlan tarafının ileri geleni _Hüseyin ağa buraya hayırlı bir iş için toplandık, sözü uzatmaya gerek yok Allah’ın emri ile Peygamberin kavli ile kızını Necip ağanın oğluna istemeye geldik, der.

Eğer büyükleri varsa bana laf düşmez dedesi var veya amcası var der.           Eğer büyükleri yoksa, Allah yazdıysa ne diyelim, Allah her iki tarafa da hayırlı etsin,der. Oğlan tarafının getirdiği şeker,çikolata tutulur, kahve içilir.

Hoca dua eder.Şerbet günü kararlaştırılır.

Görücü usulü söz kesmenin  yanında anlaşarak sözlenme ve çok eskide kalmış olan beşik kertmesi şeklinde de söz kesmesi yapılmıştır

Kız tarafına verilecek para, takılacak altınlar, yolluklar kararlaştırılır. Çoğunlukla anlaşmaya varılır, anlaşma olmadığı taktirde söz kesme işi gerçekleşmez.

3-NİŞAN TAKMA ŞERBET İÇME

       Kız evinden olumlu cevap alınır, oğlan tarafı belirtilen bir günde şehre giderek nişan kaydı yapılır.

       Gelin kıza nişanlık ayakkabı, terlik bir kat elbiselik, taç için tel, eldiven, mum, kına, parmağına takılmak için beklik (yüzük) kışlık giyecekler, kızın anasına, babasına, kardeşlerine birtakım hediyeler alınır.Buna yolluk alma denir

     Kararlaştırılan nişan gününü yakınlara duyurmak ve onları nişana davet etmek için bir erkek ve bir kadın çağırıcı olarak gönderilir.Davetçiler kapı kapı dolaşarak şeker veya davetiye vererek nişana davet ederler.

      Nişan günü önce erkek evinde toplanırlar belirtilen saatte topluca değişik araçlarla kız evine giderler.

      Nişan töreni başlar,erkek evinden gelen gelinin giysileri bir sini üzerine konur üzeri kıvrakla örtülür.İki kadın başları üzerine koyarak nişan alanına getirir,başka bir kadın tarafından nişan törenine katılanlara nişan çerezi dağıtılır.Nişan çerezinin içinde üzüm, kabuklu fıstık, leblebi,çekirdek,leblebi şekeri bulunur.Önceden hazırlanmış soğuk şerbette dağıtıla bilir.Şerbet dağıtılmadan önce erkek evinden iki erkek şerbet istemeye gider. Şerbeti dağıtan kadın tas batmıyor veremem der.Nişan sahibi kadına bahşiş verir, şerbeti helkelerle alır misafirlere ikram eder.

       Takı adetine geçilir, önce yüksük takılır. Eskiden damat nişana katılmazdı günümüzde damat da katılmaktadır. Bu işlerde becerisi olan bir kadın takıları tek tek iki beşi birlik söyler. Kayım babasından beş burma bilezik, kayım validesinden bir set damattan altın küpe, bir altın saat, kaşlı yüksük  dedesinden bir kıra mise,   dayısından bir yarımlık ayrıca oğlan evinden gelin hanıma 3 takım elbise,1 kişilik pardüsü, iç çamaşırı yazlık ,kışlık ayakkabı,kızın babasından takım elbise,gömlek,anasına 2 adet elbiselik,ağbeyine 1 takım elbise vs. gibi takılar belirlenir.Yakın akraba ve davetliler erkek ve kız tarafı maddi duruma göre takılarını takarlar.Bazı köylerimizde erkekler bir odaya toplanır ortaya getirilen sininin içine gücü oranında para atar.

            Takıdan sonra bazı yerlerde kadınlar ve erkekler ayrı ayrı,bazı yerlerde ise birlikte evlenirler.

            Davetliler dağıtıldıktan sonra kız evi oğlan evine çay ikram ederler.Gelen takıların nasıl değerlendirileceğine karar verilir.

            Nişanda damat bulunmadığı için, kız evi damata 1 takım elbise, iç çamaşırı,yüzük,saat, babasına ,anasına ,yakınlarına dürü gönderir. Dürünün ne zamanın gönderileceği kız evi tarafından bildirilir. Damat evi hazırlık yapar.Yemekler yendikten sonra damat giydirilir.Yüzük takılır,erkek ve kadınlar kendilerine göre eğlenirler.

3-GELİN GÖRME  

Yerköy köylerinde nişanlılık süresi umumiyetle uzun sürer.bu uzun süre içerisinde önemli günlerde oğlan evi gelin görmeye gider.nişanlılık dönemi kurban bayramına rastlarsa geline kınalı koçla elbiselik götürülür. Gelin el öptüğünde damat tarafının ebe beyinleri gelinin eline harçlık verir. Yine hıdralles yani 6 mayıs oğlan evi kuzu alır,gelin ve akrabalarını alarak piknik yerlerinde yemekli eğlence düzenler.gelin hanıma hediyeler alınır.

Gelin ve damatın birbirlerine düğünden önce birbirlerine ısınmaları,birbirlerini daha iyi tanımaları için erkeklerden habersiz gelinin anası ve damatın anasının veya yakınlarının organizesi ile nişanlı görme adeti uygularlar. Çoğunlukla gelinin babasının ve erkek kardeşlerinin olmadıkları zamanlarda genellikle yatsı namazından sonra gerçekleştirilir.

Damat geline hediyeler,altın,ayna,tarak vs. arkadaşlarına çerez götürür.

4-GÜN ALMA

Erkek tarafı  kendi aralarında düğün gününe karar verdikten sonra, kız evinden izin almak üzere kız evine giderler.

Erkek evi kız tarafına eğer sizcede uygunsa biz düğünümüzü yapmak istiyoruz.Eğer sizce mahsuru yoksa Eylül ayının 2. haftası bayrak kaldırmak istiyoruz.

Kız tarafı hazırlıklarını yetiştirebilecek durumdaysa uygundur der.Eğer yetiştiremeyecek durumdalar ise biraz daha zaman isterler.

Düğün günü kararlaştırıldıktan sonra alınacaklar belirlenir.

Kız tarafı 10 batman yün, şu kadar metrelik döşeklik, 3 adet dokuma yorgan,3 taban halı,misafir odası takımı,yatak odası takımı,buz dolabı, televizyon,bizim masraflarımız için şu kadar para,akrabalara göndermek üzere 20 yolluk elbiselik,10 kaz,şu kadar gömlek,çay –şeker şeklinde istekler belirlenir.

Ayrıca kendileri tarafından dağıtılmak üzere davetiye istenir.

Düğün hazırlığına başlanır.

5-OKUNTU GÖNDERME

Okuntu düğüne çağrı demektir. Eskiden kız ve erkek tarafından çerez,kaz,tavuk,çay-şeker ve buna benzer hediyeler dağıtılır. Kız evi ayrıca yakın akrabalarına elbiselik,yolluk gönderir.Yakın akrabalarına kızın çeyizindeki eksiklikler not olarak yazılır.Gönderilen yolluğa göre hediyeler alınır.

Günümüzde ise matbaalarda basılmış davetiyeler dağıtılmaktadır.

6-DÜĞÜN EKMEĞİ – UN KALDIRMA

Düğünlerde dışardan gelen misafirlere sabah-öğle –akşam yemek ikram edilir.Düğünün 2. günü gelen misafirlere yamak ikram edilir.

Düğünde yenecek ekmek 1 hafta önceden yakın akraba tarafı toplanarak düğün ekmeği yaparlar. Düğün ekmeğinin yapılacağı gün konu- komşuya duyurulur.Bütün hazırlıklar tamamlanır. İki seklem un, teşt, ita,ekmek tahtaları, oklava,evraaç,saç,sakçı,sap gibi malzemeler gün evelinden önce hazırlanır. Ekmekçi kadınlar tutulur. (Hamur açıcı,yoğurucu ve evirici kadınlar.)

Konu komşu ellerinde hediyeler ile hem hayırlı olsuna hem de yardım etmeye gelirler.Ekmek edileceği gün,sabahleyin erken kalkılır. Evirici başlık  çatar. Tandırı yakar. Yoğurucu hamuru yoğurur. Bezileri alırlar. Açıcılar itayı tandıra sererler.etrafa minderleri korlar ve otururlar.Başlarlar hamurları açmaya,açılan hamurlar oklavaya sarılarak eviriciye verilir.Evirici evraaç ile sacın üzerinde evire evire kıvama göre pişirir.pişirilen ekmekler bir tahtanın üstüne üst üste konularak soğutulur. Bir taraftan ekmek ederler,bir taraftan şakalaşır,oyun oynarlar.

            Damat öğle yemeğine geldiğinde evirici evraacı kaldırır yani bahşiş ister. Güveye yağlı bazlama yaparlar. Bazlamayı bir tepsiye koyar damata ikram ederler. Damatta tepsiye bahşiş olarak para bırakır.Damatın bıraktığı parayı da meyve,çerez getirtip yerler.

Hamur az olsa da düğün ekmeği çabuk bitirilmez. Oyunlarla,mani ve türkülerle akşam ederler.

                                          Ekmek ettim terledim,

                                          Köşke çıktım parladım,

                                          Yar geliyor dediler,

                                          Koçu kurban bağladım.

7-ÇEYİZ SERME

Kız evinde düğün başlamadan önce gelin kızın el emeği,göz nuru olan sandık içi danteller,oyalar,masa örtüleri,mutfak örtüleri,yastık örtüleri,tülbentler,örme çoraplar,patikler,yolluklar,namaz örtüleri seccadeler, yorgan ağızları, işlemeli havlular,fiskos örtüleri,pijamalar,elbiseler,sabahlık el bezleri, hamam takımları, gerilen iplere duvara adeta sanatkar elinden çıkmış gibi serilir.Çeyiz serili durduğu müddetçe gelin ve ablası veya akrabası durur.

Davetiye gönderilen yakınlar hem çeyizi görmeye gelirler hem de hediyelerini getirirler. Hayırlı olsun derler.Çeyiz 3-5 gün asılı kalır.Cumartesi gecesi toplanır.Toplanmadan önce tamamen listelenir.

8-ÇEYİZ YAZMA

Cumartesi gece erkek evinden birkaç erkek kız evine çeyiz yazmaya gelirler.Kız tarafından da yakın akrabalardan birkaç yaşlı erkek hep birlikte çeyiz listesini hazırlar. Bir katip vardır.Çeyiz listesinin ilk sırasına Kuran-ı Kerim yazılır ama fiyat konmaz.Ondan sonra takılar,(altınlar) yazılır. Karşıların fiyatları orada bulunanlar tarafından söylenir.Katipte yazar.Diğer bütün eşyalar sırasıyla yazılır.En sona ayna yazılır fiyatının son rakamı 1 ile biter.Bunu uğur sayarlar.Listenin sonuna toplam bedel yazılır.Şahitler ve damat listenin sonuna açılan isimlerin altını imzalarlar.Mahalle muhtarına onaylatıp mühürlenerek gelin namına teslim ederler.

9-MEVLİD

Düğün başladığı gün mevlit okutulur.davetlilerde mevlidin okunacağı gün saat ve yer belirlenir.Daha önceleri okuntu dağıtan kişiler mevlidin gün,saat  ve yerini belirtirler.Mevlidi okutmak için mevlidin okunacağı camii imamından başka güzel mevlit okuyan hocalarda davet edilir.mevlit okuyan hocalara zarfın içinde para verilir. Mevlide katılanlara lokum,şeker,çikolata dağıtılır. Mevlit bitiminde topluca bayrak kaldırmaya gidilir.

10-BAYRAK KALDIRMA

Camiden gelen misafirlerle birlikte Camii hocası  önceden hazırlanmış olan bayrağı Dualarlar.İnce bir sopaya takılmış olan Ayyıldızlı Bayrağımız sopanın ucuna elma ve kuru soğan,çoğunlukla erkek evinde elma takılır.Sağdıç evine ince bir sopayla beyaz bayrak çekilir.Bayrağın üzerine kuru soğan takılır.

Duadan sonra bayrak çatıya takılır.

11-DÜĞÜN BAŞLAMASI

Bayrağın takılması ile düğün başlamış olur.Akrabalar daha önceden düğün evine toplanmışlardır.Konu komşu düğünün başlamasıyla düğün evine toplanmaya başlarlar.Oyunlar oynanır,halaylar çekilir.Zarf içersinde okuntularını verirler. Gelen okuntucular  davulcular tarafından karşılanır.Okuntucular davulculara bahşiş verirler.Yerlerine oturduklarında çay ve sigara ikram edilir.

Kız evinin yakın akrabaları kızın çeyizine konmak üzere hediyeler getirirler.

Cuma akşamı erkek evi kız evine hediyelerini alarak hayırlı olsuna giderler.Kız evi de erkek evine hayırlı olsuna giderler okuntularını verirler.Cuma gecesi erkek evinin gençleri damadı da yanına alarak kız evine baskına giderler.Kız evinde oyunlar oynanır,halaylar çekilir.

Kız evinin gençleri de gelini alarak Cumartesi gecesi erkek evine baskına giderler.Oyunlar oynanır,halaylar çekilir.

Oğlan evi Cumartesi günü öğle vakti bütün misafirlere yemek verir. Düğüne gelecek olan misafirler çoğunlukla Cumartesi günü yemek saatinde okuntu vermek üzere düğün evine gelirler.Yemeklerini yerler.Okuntularının verir.Hayırlı ve uğurlu olsun derler.

12-KINA YAKMA

Daha önce belirlenmiş gün ve saatten oğlan evi davul zurna eşliğinde kalabalık bir grupla kız evine gelirler. Gelin kız oturacağı sandalyenin etrafında dolaştırılır.Sandalyeye oturtulur. Yönü kıbleye çevrilir. Baş öğücü kadının eline bir def verilir. Yanık türküler söyler.

KINA TÜRKÜSÜ

 

Çattılar ocak başını

 Öğdüler kızın başını

      Çağırın gelsin kardeşini

            Kız anan kınan kutlu olsun.

       Atladı geçti eşiği

Sofrada kaldı kaşığı

     Bu kız bu evin yakışığı

    Anasına gelsin ağlasın

              Kardeşleri kuşağını bağlasın.

BAŞ ÖVME

Kız seni almaya geldim

                               Ağlama ley ley ağlama

   Görümün olamaya geldim

  Söyleme ley ley söyleme.

                        Ay kız seni götürürler yurdundan

   Oy oy yurdundan ley ley yurdundan

                        Anan baban deli olur derdinden

   Oy oy derdinden ley ley derdinden.

                        Kardeşlerin baka kalır ardından

                       Oy oy ardından ley ley derdinden

                       Ana beni niye verdin yadlara

                      Oy oy yadlara ley ley yadlara.

                       Dayanamam çok analı dertlere

                       Oy oy dertlere ley ley dertlere

Ana beni niye verdin yabana

Oy oy yabana ley ley yabana.

Köy içinde olaylı çobana

Oy oy çobana ley ley çobana

Elimi soktum astara

Elimi kesti testere

Mevlam şirinlik göstere.

Kız anam kınan kutlu olsun

Yârinin ağzı tatlı olsun

Kurdular düğün aşını

Övdüler kızın başını

Çağırın kızın kardeşini

Kız anam kutlu olsun

Yârinin ağzı tatlı olsun.

Biner atın iyisine

Çıkar yolun kıyısına

Çağırın bey dayısına

                                              Ayrılık anam ayrılık

                                 Ayrılık eşim ayrılık.

                                   Saç ağası saçtan yüce

                                   Görelim ayrılık nice

                                Sen duracaksın bu gece

                                            Ayrılık anam ayrılık

                                  Ayrılık eşim ayrılık.

Atımın kuyruğu saçak

Sineme vurdular bıçak

Ayrılık günlerim gerçek

                                 Ayrılık anam ayrılık

                                         Ayrılık eşim ayrılık.

Kına türküsünden sonra bir kabın içerisine hazırlanmış olan kına geline verilecek hediyeler,misafirlere dağıtılacak çerez,mendil,ipek kürdela geniş bir sininin içine konarak kına yakılacak yere türküler eşişliğinde getirilir.

Kızın eline kına hazırlanmıştır. Kız elini açmaz açması için eline altın veya para konulur. Dualarla kına yakılır.Sağdıcın ve damadın eline dualarla kına yakılır. Kına yakıldıktan sonra çerez dağıtılır. Arkasından oyunlar oynanmaya,halaylar çekilmeye başlanır,geç vakitlere kadar eğlenilir.

13-GELİN ÇIKARMA

Pazar sabahı gelin almaya gitmek için hazırlıklar yapılır.Gelin arabası süslenir.damat tıraşı yapılır.Öğleye doğru konvoy halinde gelin almaya gidilir.Kız evine varıldığında,eğer istenmişse,kardeş yolu,amca yolu,dayı yolu verilir.Bu hediyeler silah veya para olabilir.Bu hediyeleri ya oğlanın babası verir veya yol isteyen şahıs vaz geçer.

Kadınlar gelinin hazırlanmasına yardım ederler. Kuşak bağlama hazırlıkları başlar.Gelin başta annesi,babası olmak üzere bütün yakınlarının ellerini öperek vedalaşır.Vedalaşma sırasında ayılanlar,bayılanlar olur.Kızın kuşağı babası veya erkek kardeşi tarafından bağlanır.

Bu arada çeyizde yüklenmeye başlanır.Çeyiz odası kilitlenmiştir. Erkek tarafından bahşiş verilerek oda kapısı açtırılır.Çeyiz odasındaki sandığın üzerine de kız tarafının çocukları oturmuştur.Onlara da bahşiş verilir.Çeyiz yüklenmeye başlar.

Bu arada kız tarafı erkekleri de oğlan tarafı erkeklerine çeşitli işkenceler yaparlar.İşkencelerin bazıları çok ağır olur.Mesela;erkek tarafından bir genci kağnı mazısına iple bağlayarak yüksek tepeden aşağı doğru yuvarlarlar.Daha önceden verilmiş mahkeme kararıyla erkek tarafından bir gencide ayaklarından asarak ağzına,yüzüne tavuk ölüsü sürerler.Başka bir gencin de ayağına ip bağlayıp su kuyusuna indirip indirip çıkarırlar.

Bayraktarlık çok önemlidir.Bayrağı sorulacak soruları çok iyi bilecek genç taşır.Gelin almaya gelindiğinde kız evinin gençlerinden tecrübeli biri bayraktara sorular sorar.Eğer bayraktar sorulara cevap veremezse ceza verilir.Bu sorular bazen şiir şeklinde,bazen bilmece şeklinde bazen de karışık olur.

Mesela manzum olarak;

            Bu dünyanın varı kim

            Has bahçenin gülü kim

            Sana soruyorum arkadaş

            Abdulvahap’ın piri kim

            Bu dünyaya kim evvel geldi

            Kur’an yok iken,,inen ne idi

            Sana soruyorum arkadaş

            6666 âyet içinde din benini çözen kim

            Bu dünyada yok iken

            Cümle yerler su iken

            Ağaçlar kalem iken

            Mürekkep ezilmeden

            Dört kitap yazılmadan

            Dünyaya inen ne idi

Eli üstünde mim durur

            Mim üstünde cim durur

            Efendimiz mihraba çıkınca

            Sağ yanında kim durur.

Gökten indi merdiven

            Yere düştü postunan

            Kim kıldı beş vakit namazı

            Bir abdest inen.

Bilmesini istemiyorsa Hayri ağanın kaç koçu,kaç koyunu,kaç köpeği,kaç tazısı var?

Bilmesini isterse Vitir namazı farz mı? Vacip mi? Sünnet mi? Gibi sorular sorarlar.

Artık gelin hazırlanmıştır.Gelin geçmişten günümüze doğru atla,at arabasıyla veya taksiyle götürülür.Ata binecekse kimsenin yardımı olmadan ata binmelidir.Gelinin yanına yan yenge,damat ve damadın en yakını bir kadın bindirilir.Dua okunur.Gelin arabasının arkasından su dökülür.

Gelin arabasının önü zaman zaman kesilir.Yol kesenlere zarf içerisinde para verilir.Bazen planlı olarak gelin arabasının önüne koyun sürüsü sürülür.Gelin arabadan indirilir.Sürünün içerisinden en iri koyunu kaldırması istenir.Gelin koyunu kaldırırsa koyun gelinin olur.Kaldıramazsa bedelini öder.

Gelin erkek evine geldiğinde beyaz bayrak çekili sağdıç evine indirilir.Evin damından bir çanak atılır kırılır.İçinde paranın bulunduğu çerez saçılır.Kayınbaba geline arabadan indiğinde verdiği hediyeleri sayar.Halaylar çekilir,Oyunlar oynanır.

Gelin eve girmeden önce bir sandalyeye çıkarak kapının üzerine keserle çivi çakar.Sandalyeden iner kapının ağzındaki süpürgeden atlayarak eve girer.Gelinle damat gelin odasına alınırlar.Akşama doğru damat yakın arkadaşları ile birlikte çalgılı –çengili damat hamamına giderler.Arkadaşları hamamda damada akla gelmedik şakalar yaparlar. Sırtına ensesine tokatlar vururlar.Sızak su diye soğuk suyu başından aktarırlar.

Eğer dini nikah yapılmamışsa Yatsı namazından sonra Camii imamı getirilerek şahitlerin huzurunda imam nikahı yapılır.

Damat gerdek odasına arkadaşları tarafından yumruklanarak sokulur.

Damat ve gelin gerdekten önce namaz kılarlar.Yastık çerezini yerler.Yastık çerezi çoğunlukla etli pilav,baklavadır.

Gerdeğe girdikten sonra gelin çarşafı dışarıda bekleyen kadınlara verir.Herkes dağılır.Çarşaf kız evine gönderilir. Sabah oğlan evinin yakını olan kadınlar duvak açmaya gelirler ve geline hediyeler verirler.

            Gelin yüksük takıldıktan sonra erkek tarafının büyüklerine gelinlik eder,yani yanında yüksek sesle konuşmaz,yemek yemez,gelinin gelinliğini bozması için kayınbabasının mutlaka hediye vermesi gerekir.

TÜRK KÜLTÜRÜ VE KÖY ODALARI

Milletleri birbirlerinden farklı kılan, onlara şahsiyet veren en önemli unsur, sahip oldukları millî kültür hazîneleridir. Millî kültür; ait olduğu milletin inancını, hayat tarzını, dünya görüşünü, duygu ve düşünce sistemini yansıtan, toplumu ortak paydalarda bir araya getiren, iktisâdi ve içtimâi meselelerine kendine has çözümler üreten ve  nesiller arasında yıkılmaz köprüler oluşturan maddî ve mânevî değerler manzûmesidir….

Bu sosyolojik realitelerin genel kabulleri ışığında milletimiz için bir analiz yapacak olursak, şu gerçekleri tespit ederiz:  Milletimizi istikbâle taşıyacak olan enerji ve şuur; sahip olduğumuz millî kültür değerlerinden güç ve kuvvet alarak toplumumuzu şekillendirir ve insanı merkez kabul eden  muhteşem medeniyetimiz sâyesinde de rûhumuzu  âteşin bir iman çerçevesinde aslî mecrasına kavuşturur… Bu sebeple Türk kültürü; müşterek mâzinin ve  millî mîrasın gölgesinde şekillenen,  tarihî tecrübeler ışığında gelişen, fertlere mensûbiyet duygusu veren ve toplumları millet haline getiren manevî bir kuvvettir…

 Nevzat Kösoğlu’nun ifâdesiyle kültür; “bir îman sistemi çerçevesinde gerçekleşen hayat biçimi”dir… İşte “yaşadığımız hayat biçimi” diye vasıflandırılan, hayatın maddesinden çok üslûbunu yansıtan, “tarihî tekâmül şuurunu oluşturan” ve  millî değerler manzumesi olan Türk kültürü, zamana ve mekâna uygun vâsıta ve  metotlardan istifâde ederek “bekâ içinde yenilenmeyi” sağlamış,  yeni şartlara ve ihtiyaçlara göre kendi müesseselerini inşâ ederek ayakta kalmayı başarmıştır…

Kültürümüzün içtimâî bünyede hâsıl ettiği Türklük şuuru; inancımızın, dilimizin, tarihimizin, coğrafyamızın harmanladığı millî kimliğimizi idrâk ederek “âteşin bir îmana”  sahip olmaya ve  Türk milletine mensubiyet duymaya verilen isimdir ve aslâ ırkî bir mülâhaza değildir… Gerçekten de bizim milletimiz, Türklük şuurunun; gelenek ve göreneklerimize sahip çıkmakla, aynı ülkü ve ideâlleri paylaşmakla, ortak tasalarla  hüzünlenmekle, aynı duygularla heyecanlanmakla, aynı dualara amin demekle, aynı türküleri söylemekle, milletimizin istikbâline dair kutsî rüyaları hep beraber görmekle, beraber üzülüp birlikte sevinmekle, hülâsâ  millî kültür üslûbunun her alandaki  tezâhürlerini ferdî ve içtimâi planda yaşamak ve yaşatmakla eş anlamlı olduğunu ve bir kültür müşterekliğine dayandığını  bütün dünyaya göstermiştir…

Bugünkü dünya, maddeden ibâret saydığı hayatın sosyal alanındaki deprem çatlaklarını  kapatmakta aciz kalırken, biz;  hayatı her yönüyle ihata eden, maddeye mânâ penceresinden bakan, sosyal dayanışmanın en güzel örneklerini ortaya koyarak içtimâi dokumuzu sağlamlaştıran, toplumda kast ve katmanlar oluşturmadan insanı kainatın en aziz varlığı kabul eden ve ona en yüksek değeri vererek “yaratılanı Yaradan’dan ötürü seven”  bir kültür ve medeniyete sahibiz… Bu anlayıştan kaynaklanan engin bir idrâk, mâşerî vicdan ve ortak akıl sayesinde; zamana, mekâna ve şartlara göre yeni müesseseler inşâ edilerek, Türk kültürünün yaşanması, yaşatılması, yenilenmesi ve nesilden nesile intikâl ettirilmesi sağlanmıştır…

Milletimizin, “medeniyet muhaciri” olmadığı, değişmeyi değil de gelişmeyi gâye edindiği dönemlerde bütün bu düşünceleri gerçekleştirirken; her çeşit vâsıta ve metottan istifâde etmiş; zamana ve mekâna uygun olan, birkaç fonksiyonu bir arada gerçekleştiren çeşitli müesseseler geliştirmiş ve bu müesseseleri de kendi kültür değerlerine göre şekillendirmeyi bilmiştir… Bu sâyede, hem  içtimâî yapımız Türk-İslam Medeniyeti’nin desen ve motifleriyle bezenmiş, hem de  bu yeni müesseseler Türk kültürünün bir parçası haline getirilmiş ve millî kimliğimizin ferdî ve içtimâî plânda şekillenmesi temin edilmiştir… Böylece zaman ve zemine göre inşâ, ihdas ve ihyâ ettiğimiz bu müesseseler; bir yandan  toplumumuzun ihtiyaçlarını giderirken, diğer yandan da millî kimliğimizin nesilden nesile intikâl etmesini sağlamıştır…

İşte bütün bu îzahlardan sonra rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki; millî dehânın, içtimâi ihtiyaçları gidermek için ihdas ettiği “köy odaları”, medeniyetimizin şekillendirerek kültürümüzün emrine âmâde kıldığı  çok önemli  müesseselerden  birisi olup, küçük ölçekli bir halk medresesidir…

Artık değişen ekonomik ve sosyolojik şartlar neticesi  ortaya çıkan sanayi toplumu olma süreci ve şehirleşme vetiresiyle  beraber hayatımızdan hicret etmeye başlayan ve ne yazık ki,  yerine aynı fonksiyonları icra edecek yeni kurumlar ikâme edemediğimiz “köy odaları”; kökleri çok eskiye dayanan kültür ocaklarımızdandır…

Ata yurdumuz Uluğ Türkistan’daki meşveret mahalli olarak kullanılan ve misafir ağırlanan  “Bey Otağları”,Anadolu’daki konuk severlik gelenek ve göreneğinin altında âhi gelenekleri yatmaktadır.Anadolu Selçuklu devrinden Osmanlıların son yıllarına kadar âhiliğin  her köyde,her kasabada ve şehir de ocakların,odaların ve tekkeleri vardı.Buralarda gelen konuklar en iyi şekilde ağırlanırdı. Anadolu coğrafyasında aynı fonksiyonu icra etmesine rağmen isim ve şekil değiştirerek “köy odaları” adını almıştır…

 “Köy odaları”; köye gelen misafirlerin kaldığı bir konukevi; her türlü meselelerimizin konuşulup müzakere edildiği bir sohbet mekânı; inancımızı, yaşama üslubumuzu, edep ve muaşeret kaidelerimizi tedris ettiren bir mektep; tarihî geçmişimizi, millî mefâhirimizi, kahramanlıklarımızı unutturmayan bir dergâh; örf ve âdetlerimizi, törelerimizi ve millî kimliğimizi canlı tutan bir eğitim kurumudur…

Köydeki sosyal hayatın vazgeçilmez unsuru olan “köy odaları”; köyün hayırsever zenginleri tarafından yaptırılır ve ihtiyaçları da “oda sahipleri”  tarafından karşılanırdı… Her zaman hizmete açık olan “köy odaları”nda yabancı misafirlerin konaklaması ve ağırlanması temin edilirdi…“İnsanların hayırlısı insanlara hizmet edendir” hadis-i şerifinin sırrına mahzar olmak ve bir sadaka-i câriye bırakmak amacıyla inşâ edilen “köy odaları”, geleneksel Türk misafirperverliğinin en güzel örneklerinden birisidir… Zaten, hiçbir dilde bulunmayan,  Türk  milletine has olan “Tanrı misafiri” tâbiri;  bizim misafire verdiğimiz önemi ve kutsiyeti ifade eden çok güzel ve anlamlı bir söz, “köy odaları” da bunun en güzel bir nişânesi değil midir?..

Uzun kış gecelerinin karanlıklarını okunan kitaplarla aydınlatan, zemherinin dondurucu soğuklarını  tarihî zaferlerimizin meşâleleriyle ısıtan, ramazan gecelerinin rahmetini “Oku” emr-i İlâhisi  mucibince tefsir ve meâllerle bereketlendiren, vâz-ı nasihatlerle, dini menkıbelerle, aşk hikayeleriyle, kahramanlık destanlarıyla zihinleri açan, gönülleri coşturan, köyün ve köylünün meselelerine çözüm aranan  “köy odaları” sohbet ve meşveret otağlarımızdı…

Tarih boyunca bizim kültürümüz,  nesilden nesile sohbetle intikal eden, sözlü tarafı yazılı kısmından çok fazla olan bir kültürdür… İşte bunu temin eden vâsıtaların başında nasıl sohbet gelirse, kırsal kesimlerde sohbetin yapıldığı mekanların odak noktası da köy odalarıydı…

Kültürel devamlılığımızın en müessir unsurlarından birisi olan “köy odaları”nda neler konuşulmaz, neler yapılmaz, neler anlatılmazdı ki…Gün gelir, Peygamber Efendimizin hayatı anlatılır, Mevlid okunur, Kur’an tilâvet edilir, İlmihâl bilgileri verilirdi… Gün gelir, Balkan Harbi’ndeki, Birinci Cihan Harbi’ndeki, Çanakkale’deki  bitmek bilmeyen çileli destanlar dile gelirdi…Gün gelir,  Yemen’deki, Sarıkamış’taki, Galiçya’daki hüzünlü hikayeler terennüm edilirdi…Gün gelir, Bulgar zulmü, Ermeni ihaneti, Moskof mezalimi, Rum gaddarlığı anlatılırdı…Gün gelir, Sakarya’dan Dumlupınar’a geçer, İzmir’de Yunan kafiri denize dökülerek zaferimiz mühürlenirdi… Gün gelir, Kore’ye gidilir, Kore gazilerinin hatıraları tekrar tekrar dinlenirdi… Gün gelir, Hayber Kalesi, Kesikbaş menkıbeleri okunur, Hazreti Ali’nin cenkleriyle coşulur, Dede Korkut  ve Köroğlu destanlarıyla heyecanlanılır, Keremle Aslı, Ferhatla Şirin, Leyla ve Mecnun gibi aşk hikayeleriyle hüzünlenilirdi… Gün gelir, önemli hadiseler nakledilir, nükteler, fıkralar anlatılır, memleket meseleleri konuşulur, geçim derdinden, hayat pahalılığından, âhir zamandan bahsedilirdi…Gün gelir, “Vatan sevgisinin imandan bir cüz  olduğu” vurgulanır,  ahlâk ve fazilet, alçak gönüllü olma, fakir-fukaraya yardım mevzûlarında nasihat edilir, harmandan-hasattan, çiftten-çubuktan, bağdan-bostandan, ilimden-irfandan, saygıdan-sevgiden dem vurulurdu…Gün gelir, türkü söylenir, gün gelir oyun oynanır, gün gelir ağıt yakılırdı…

Köy odalarında, öyle gelişigüzel oturulmazdı… Oturma sırasında  büyükten küçüğe doğru bir hiyerarşi vardı…Yaşça büyüklerin yanına ilim ve irfan sahipleri otururdu… Daha sonra orta yaşlılar,.gençler ve nihayet  delikanlılar  sıralanırdı… Sonradan gelen yaşlılar aşağılara oturtulmaz, üst tarafa geçirilir, yani “sakal yerine konulurdu”… Oturma sırasında olduğu gibi, konuşmanın önceliği, muhtevâsı ve hitap tarzı da aynı silsileye göre yapılır; edep-erkân öğretimi, oturma-kalkma  nizamı, konuşma-dinleme  âdabı, “köy odaları”nda  bizâtihî yaşanarak tâlim ettirilir ve bu sâyede zihinlere ve gönüllere yerleştirilirdi…  Ve nesiller, “Ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin” anlayışıyla yetiştirilir, soyuna, tarihine, inancına, millî değerlerine bağlılık şuuru sohbet eğitimleriyle verilir,  âlime, yaşlıya, misafire, büyüğe hürmet ve muhabbet, küçüklere sevgi ve şefkat fiilen öğretilirdi.

  Türk toplum yapısının özelliklerinden olan ve dayanışma ruhunu ayakta tutan, Rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör  Hocamızın ifadesiyle “Yekpâre kültürümüzü oluşturan” bu ve buna benzeri sosyo-kültürel yapı ve kurumlarımızı tam olarak yaşatamadığımız gibi, yeni sosyal teşkilatlanmalarda da üzülerek belirtmeliyiz ki aciz kalıyoruz…Toplum hayatında meydana gelen boşlukları dolduramadığımız, yok olup giden müesseselerin yerine yeni kurumlar ikâme edemediğimiz gibi, ne yazık ki, her alanda başıboşluklarla karşılaşıyor ve kültürel erozyona dûçar oluyoruz…

Köyden kente hızlı göçün yaşattığı çatal kültürün,  medeniyet değiştirmenin getirdiği kültürel arabeskleşmenin ve sanayileşmeye ayak uyduracak kurumları ihdas edememenin  ortaya çıkardığı idrak çölleşmesinin, küreselleşmenin dayattığı kimliksizleşmenin çözümü; milli  kültürümüzü yeniden ihya edecek “köy odaları”  benzeri müesseseleri “asrın idrakine” söyletmektir…   Hele hele “küreselleşen” dünyamız “küçük bir köy” haline gelirken, globalleşmeye karşı kendi millî kimliğimizi korumanın yolunun, Türk kültürünü ayakta tutacak müesseseleri modern hale getirip, günün ihtiyaç ve şartlarına göre yeniden tanzim etmekten geçtiği aslâ hatırdan çıkarılmamalıdır…

Aksi takdirde “kafa kağıdında” Türk  ve İslam yazan, ama ne Müslümanlıktan ne de  Türklükten haberdar olan  bir “McDonalds nesli”yle yüzyüze gelmemiz –hatta gelmeye başladığımız- kaçınılmaz bir netice olarak karşımıza çıkacak ve

Kimseye etmem şikayet  ağlarım ben hâlime

 Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbâlime” şarkısı dilimizden hiç düşmeyecektir……

Köy odaları toplumda önemli rolü olan bir müessesedir.Toplumsal bir adaletin güzel ahlak ve yardım severliği gibi değerleri korumak önemli bir fonksiyonunu yerine getirir. Gençler geleneklerimizi dürüstlüğü, saygıyı, hoş görüyü, sorumluluk duygusunu,misafir perverliği köy odalarında…

 Bizden hatırlatması… Hepinize saygılar sunarım…

 

YERKÖY’DEKİ KÖY ODALARI

Aşağı Eğerci Köyü

 Mehmet AKYOL ilk görüştüğümüz kişi.

 Dedesi sülük tarafından yapılmış bugüne kadar büyükleri işletmiş bugün boş duruyor.İçine buğday yığılmış.

           Hatırladığı  kadarıyla köyün ileri gelenleri odada toplanır.Aralarında sohbet ederler.Tarihten savaşlardan bilgiler verildiği gibi ziraatla ilgili bilgilerde verirlermiş.Bağ bakımı ile dini bilgiler hocalar tarafından aktarılır.Malatyalı kitapçı gelir kitap okurdu.Hacı Mehmet savaşlarla ilgili bilgiler verirdi.Gençler odada oturan büyüklerine hizmet ederlermiş.Sigara yakacakların sigaralarına ateş tutarlar. Sobayı doldurarak,çay demleyip dağıtırlar, su isteyenlere su tutarlarmış.Tabi her hizmetin kuralı yaşlılar tarafından konmuş.

            Mesela sigara yakmaya ateş götüren deli kanlı közü bir eliyle kıskaçla tutarken diğer elini közün altında tutarmış.Kıskaçın arasından köz düştüğü anda diğer eliyle eli yansa dahi  közü tutarmış.

            İkinci Oda (Çıtı) Mehmet ŞAHİN

(73 Yaşında) Selahattin AZMAZ odanın ne zaman kurulduğuna aklı yetmiyor. Çocukları koymazlardı geçmişten anlatırlardı savaştan analatırlardı.

Köy odaları bu günün okulu gibi idi.Gençler oturmayı kalkmayı konuşmayı hizmet etmeyi, gelenek ve görenekleri öğrenirlerdi.         Gençler Namazgahta yumuş beklerler üstlerine düşen görevleri eksiksiz yaparlardı. Yapılan yanlışlar kusurlar varsa büyükler ikaz ederlerdi.

İkaz edilen gençlerin büyükleri mahcup oldukları için gençler hata yapmamaya çalışırlardı.Bir yerde halk eğitimi görevleri yaparlar. Köy odalarında adabı öğrenirler topluma uyum sağlarlardı.

                        Üçüncü Oda   Kenan Oğulları kabilesinden Mustafa Ağaya ait. Ne zaman yapıldığını şu andaki yaşlılar dahi bilmiyorlar. 200 senelik var. Oda sahipleri evlerinin ihtiyaçlarını karşılamadan önce odanın ihtiyaçlarını karşılıyor. Halit ÖNAL her mahallede bir oda vardı diye bilgi veriyor. Düğünlerde ,cenazelerde  köy halkı bu odalarda toplanır. Köye gelen misafirler bu odalarda ağırlanırdı. Daha çokta odalarda kışın sohbetler yapılırdı diyor.

En eski oda Şahingilin odası Raşit KIYMAZ zaman zaman odalarda Arabaşı cezası verildiğini Çanakkale’den, Yemenden, Kore den  anlatılırdı. Hacı Mehmet Ağa  Yemende kaldığı için Yemen hatıralarını anlatırdı. Siretler (Kitaplar) okunurdu. Daha çok Hz Alinin cenklerinden, Köroğlu’ndan okurlardı. Camii imaları Dini dersler verirlerdi.

Evlenme çağına gelen delikanlıların genç kızların evliliklerine bile burada karar verilirdi.Cenazelerde kimler ne yapacak fakirlere, hastalara nasıl yardım edilecek burada karalaştırılırdı.Muhtar seçilecek adaylar bile Köy odalarında tespit edilirdi.

                        Dördüncü oda Zübeyir BAĞCI odalarında Hayber Kalesinden,Kerbeladan anlatılırdı diyor. 1953’de oda hala çalışıyordu. Ben 1955’de Yerköye gittim ondan sonra çalışmadı.

                        Beşinci Oda Mustafa AYDOĞDU (Mutsu odası)

 

                        Altıncı Oda sahibi Ali ZORLU Köy odaları ile ilgili şunları söylüyor. Yani cemaat başına biri kipte misafirperverin açıp da ışık yaktığı çay içirdiği, yemek yedirdiği, su , içirdiği yerimi soruyorsun.

            “Odalarda Bey Böyrek’den , Köroğlundan, Sürmeliden, Yunan Harbinden, Sakaryadan anlatırlar. Türkü bilende türkü söyletirlerdi.Hiç Unutmam Bizim Köyden Yunana esir düşenlerden biri yolda Tosbayı Yakalamış çantasına koymuş dokuz gün çantasında gezdirmiş; yemeye fırsat bulamamışlar.Eskiden yaşa tecrübeye hürmet vardı. Şimdi ayaklar baş, başlar ayak oldu. Sohbet uzuyor gidiyor.

                        Tepe köyde (Yukarı Eğercide )

                        Hacılı Köyünde

Birinci oda Abdulkadir SARI’nın Köy odası;

İkinci oda Rıfat YILMAZ’ın odası;

Kahya Köyü

1994 Tarihinde Köy halkını bir araya toplamak istişare yapmak maksadıyla Mustafa DEMİR tarafından yapılmış Köy evi var. Eskiden bu köyde 5-6 tane köy odası var iken hepsi yıkılmış durumda.

Gülebi Köyü(Sarı Yaprak)

Fuat KARAKOÇ tarafından 1970’de yapılan köy odası var.

Sabri KARAKOÇ’a ait 1954 yılında babası Şükrü KARAKOÇ tarafından bugünde kullanılan güzel döşenmiş olan bir köy odası var.

Hacı Musalı Köyü

Eski muhtar Arif TİFTİk’in babası tarafından 1950’de yapılan bir oda kendisi tarafından 1983 yılında yapılmış olan ikinci bir oda var. İkinci oda Abdullah TİFTİK’e ait. Babası Hasan TİFİTİK tarafından 35 sene önce yapılan bir köy odası.

Dördüncü Oda en eski köy odası 70 sene önce dedeleri Osman Çavuş tarafından yapılmış Ömer YİĞTER’e ait köy odası şu anda kapalı.

Derebağ Köyü (İsrailli)

            İbrahim AYĞAR (80 yaşında) “Odalara gelir giderdik ihtiyarlar konuşur bizler dinlerdik.” Konuşması arasında 200 – 300 senelik bilgilerin kendilerine aktarıldığını yaşlıların savaşlardan anlattığını belirtti.Bizlerde yani gençlerde onlara hizmet ederdik dedi.

Derebağ Köyü

            Eskiden çok sayıda köy odası varmış.Sonra hepsi yıkılmış.İhtiyarların bildikleri köy odalarından  en eskisi Halil BİLİRE ait 300 yıllık vardı ama şimdi yıkıldı diyorlar.

            Hüseyin YILMAZ ‘a,Arif KAPLAN ‘a, Arif YÜCEL ’e,Arif ARDIÇ ’a  ait köy odları varmış bunlarda yıkılmış.

            İmar ve İskan Bakanlığından 25 yıl önce köy binası olarak bir oda yapılmış.Yıllarca köy muhtarlığı olarak kullanılmış.Köy halkı düğünlerinde,cenazelerinde,özel toplantılarında bu köy binasını kullanmışlar.

Karlı Köyü

            iki adet köy odası var.Birincisi Aygüllere, ikincisi Uslulara ait.İkisi de köy odası olarak kullanılıyor.Ankara’da oturan sahipleri odaları yazlık olarak kullanıyor.

Kurluk Köyü

Köy odası kalmamış.

Terzili Köyü

            Birkaç tane köy odası varken şu anda onlarda yıkılmış.İbrahim ACER ’e İbiş hocaya ait köy odası da otuz  sene önce yıkılmış

Salmanlı (Kayadibi) Köyü

Çok sayıda oda varken hepsi yıkılmış.

Zencir Köyü

Onbeş oda varken çoğunluğu yıkılmış.Diğerleri de kullanılmıyor.İşlerinde en süre Asım Ağanın odası uzun süre devam etmiş. Asım ağanın oğlu Osman Ağa dede hatırası,baba hatırası diye yıkmamış.Odalarda ihtiyarlardan  Çanakkale savaşına katılanların hatıralarını anlattıklarını,eşkıya baskınlarını anlattıklarını söylüyor.Hasbekli Mahmut pehlivanın da bu köy odasında misafir olduğunu camızı kucaklayarak ikinci kata çıkardığını söylüyor. Zencir köyünde eskiden büyük bir konak varmış.Konakta misafirlere yemek yedirmek için bir sini kurulurmuş sininin etrafında yirmi kişi yemek yermiş.Bugün o konakta yok Zencir köyünde çok sayıda tavanı nakışlı işlemeli,tabanı döşemeli konaklar varmış.Hepside yıkılmış.Bunlardan bazıları Asım Ağanın Tahir Ağanın,Musa Çavuşun odaları.

            Çakırhacılı Köyü

Köy odası yok muhtar evi var.

Göçerli Köyü

            Köy odaları tamamen yıkılmış durumda.

Aşağı Elmahacılı Köyü

            Onbeş adet köy odası varken bugün kiçbiri kalmamış. Eskiden bu köyde her hanenin bir köy odası varmış.Bunlardan bazıları Haydarlıların,yaşlı Şahanın,Nuri Çavuşun,Osman Hocanın,Çotuhların, Dervişin,Devlet Kağ,Osman Paşa,Ali Turan,Deli Duran,Enezin odası,Ahmet Ağanın odaları varmış.

            Gezebildiğimiz köylerdeki durum bu.Gidemediğimiz köylerle ilgili yapmış olduğumuz araştırmada köy odalarının bunlardan farkı olmadığını tespit ettik.

                Bizden hatırlatması… Hepinize saygılar sunarım…

 

Alıntıdır

About admin

Check Also

Bir Kap Yemek  Bir Kalp Sevgi

Yerköy Belediyesi Sokak Hayvanlarını Unutmadı

Yerköy Belediyesi sokak hayvanlarını unutmadı. Belediye Başkanlığı koltuğuna oturduğu günden beri sokaktaki canlıların  önemini vurgulayan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: